PRİMER SİLİYER DİSKİNEZİ
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Göğüs Hastalıkları Bilim Dalı, Ankara
Primer siliyer diskinezi (PSD), siliyaların yapısında ve motilitesinde bozulmaya bağlı gelişen klinik ve genetik heterojenitesi olan ve sıklıkla otozomal resesif geçiş gösteren klinik tablodur (1,2). İlk defa 1936 yılında Kartagener ve arkadaşları tarafından kronik sinüzit, bronşektazi ve situs inversus triadı olarak tanımlanmıştır. Bu tanımlamadan sonra ise siliya yapısında bozulma ve hareketsiz siliyalara (immotil siliya) bağlı mukosiliyer klirensin bozulmasıyla ilişkili immotil siliya sendromu tanımı kullanılmıştır (3). Günümüzde ise “immotil siliya sendromu” tanımı yerini, hareketsiz siliyaların yanında anormal siliya hareketleri ile de ilişkili olan “primer siliyer diskinezi” tanımına bırakmıştır (4). Hastalığın patofizyolojisinde önemli rolü olan ve solunum sistemi, epandim hücreleri ve genital sistemde bulunan motil siliyaların fonksiyon bozukluklarına bağlı, term yenidoğanda açıklanamayan solunum sıkıntısı sendromu, bebeklik döneminde başlayan ve devam eden kronik balgamlı öksürük, bronşektazi, situs inversus, kronik rinosinüzit, işitme problemleri, hidrosefali ve infertilite gibi klinik bulgular gelişmektedir (1).
Epidemiyoloji
PSD prevalansının Avrupa’da 1:10000-1:15000 arasında olduğu; akraba evliliklerinin yüksek olduğu toplumlarda ise daha yüksek olduğu tahmin edilmektedir (1,5,6). Kadın ve erkeklerde PSD görülme oranı benzerdir. Son yıllarda yapılan klinik çalışmalar ve araştırmalar hastalığın farkındalığının artışına neden olmuştur; ancak tanı yöntemleri ve tarama testlerindeki gelişmelere rağmen hastalığın tanısında altın standart yöntemler olmaması nedeniyle hastaların
0’u tanı alamamaktadır (4). PSD, sıklıkla otozomal resesif geçiş göstermektedir; nadiren X’e bağlı resesif geçiş ve de novo otozomal dominant mutasyonlar da tanımlanmıştır. Hastalığın genetik heterojenitesi nedeniyle klinik bulguların ağırlığı değişkenlik göstermektedir (6). Tanı yaşı Avrupa’da ortanca 5,3 yıl; İngiltere’de ise 2,6 yıl olarak bildirilmiştir, situs inversusu olan olgularda tanı daha erken konulmaktadır (7,8).
Klinik Bulgular
Nazofarinks, orta kulak, paranazal sinüsler, alt hava yolları, üreme sistemi ve epandim hücrelerindeki siliyaların anormal yapı ve fonksiyonları PSD hastalığında klinik bulguların temelini oluşturmaktadır. Semptomlar doğumda olabileceği gibi hayatın ilk birkaç ayında da gelişebilmektedir. Yaşlara göre hastalığın klinik bulguları Tablo 1’de özetlenmiştir. Hastalarının ?’inde yenidoğan döneminde açıklanamayan solunum sıkıntısı görülmektedir. Zamanında doğan bebekte açıklanamayan solunum sıkıntısı, yer değiştiren atelektazi gibi radyografik anormallikler ve uzun süren hipoksi durumunda PSD’den şüphelenilmelidir. Yenidoğanlarda persistan rinit ve burun tıkanıklığında PSD düşünülmelidir. Çocukluk çağı ve erişkin dönemde kronik rinosinüzit, nazal polip; tekrarlayan akut otitis media ve orta kulakta gelişen efüzyonlara bağlı iletim tipi işitme kaybı görülmektedir. Nadir de olsa sensorinöral tip işitme kaybı eşlik edebilir. Bebeklerde tekrarlayan üst ve alt hava yolu enfeksiyonları ve balgamlı öksürük karakteristiktir. Alt hava yollarında tekrarlayan bakteriyel enfeksiyonlar bronşektaziye neden olmaktadır (1,2). Yoğun medikal tedavilere rağmen PSD genellikle yavaş ilerleyici bir hastalık olmakla birlikte; hastaların bir bölümünde solunum yetmezliği gelişmekte ve akciğer transplantasyonu gerekmektedir (9).
PSD hastalarının bir bölümünde siliya fonksiyon bozukluğu embriyonik nodal siliyayı etkilemekte ve visseral organlarda sol-sağ asimetrisi gelişmektedir. Hastaların @-50’sinde
situs inversus totalis; ’sinde heterotaksi, polispleni, aspleni; %6,3’ünde ise konjenital kalp hastalıkları görülmektedir (1).
Sperm flagellasında da siliyalar bulunduğundan birçok PSD hastası infertilite ile gelmektedir. Kadınlarda fallop tüplerindeki siliya fonksiyon bozukluğuna bağlı ovumun geçiş süresi uzamakta artmış infertilite ve ektopik gebelikler görülmektedir (1,6)
Diğer fenotipik özellikler arasında; olguların ’unda görülen pektus ekskavatum, %5- 10’unda görülen skolyoz, retinitis pigmentosa, hidrosefali, biliyer atrezi, polikistik böbrek ve karaciğer hastalığı ve özofagus hastalıkları sıralanabilir (4). Hidrosefali, prenatal dönemde saptanabileceği gibi doğumdan sonra da gelişebilir (6)
Hastalığın tanısında altın standart yöntem olmadığından Amerikan Toraks Derneği ve Avrupa Solunum Derneği PSD tanısında duyarlılığı yüksek klinik bulguların kullanılmasını önermektedir (10-11). Amerikan Toraks Derneği, lateralite defekti, term yenidoğanda 24 saatten uzun süren açıklanamayan solunum sıkıntısı, erken yaşta başlayan balgamlı öksürük, altı ayın altında başlayan düzelmeyen nazal konjesyon bulgularından en az üçünün olmasının PSD tanısında özgüllüğünün ?, dördünün olmasının özgüllüğünün ? olduğunu bildirmiştir (10). Avrupa Solunum Derneği tarafından da kullanılan Behan ve arkadaşlarının geliştirdiği PSD tanısını öngören “PICADAR” adlı skorlamaya göre erken çocukluk çağında başlayan persistan balgamlı öksürüğü olan bir kişide; term doğum, yenidoğan döneminde solunum semptomları, yoğun bakım ihtiyacı, kronik rinit, işitme problemleri, situs inversus ve konjenital kalp hastalığı bulgularını içeren sorgulama sonucunda skor 5 üzerinde ise hastanın PSD açısından değerlendirilmesi gerektiği, 10 üzerinde olması durumunda PSD olasılığının
? üzerinde olduğu vurgulanmıştır (12).
Mikrobiyolojik Bulgular
PSD’de farklı mikroorganizmalar solunum yollarında kolonize olmakta ya da akciğerleri enfekte etmektedir. Bu nedenle birçok merkezde PSD’li hastalarda 3-6 aylık aralıklarla solunum yolu kültürleri alınmaktadır. Çocukluk döneminde solunum yollarında Haemophilus influenzae, Staphylococcus aureus, Moraxella catarrhalis ve Streptococcus pneumoniae kolonizasyonu sıktır, Pseudomonas aeruginosa genç erişkinlerde sık görülmektedir ve erişkin yaştaki PSD hastalarında baskın mikroorganizma olarak tanımlanmaktadır. Erişkinlerin
’inde tüberküloz dışı mikobakteriler de görülmektedir (6,9).
Radyolojik Bulgular
PSD’de subsegmental atelektaziler, peribronşiyal kalınlaşma, mukus plakları, hava hapsi, mozaik perfüzyon, tomurcuklanmış ağaç görünümü ve buzlu cam görünümü gibi akciğerdeki yapısal değişikliklerin bebek ve çocukluk döneminde başladığı yüksek çözünürlüklü akciğer tomografisinde gösterilmiştir. Bronşektazinin saptanmasında yüksek çözünürlüklü akciğer tomografisi en duyarlı görüntüleme yöntemidir; akciğerlerin orta, alt lobu ve lingula daha fazla tutulmaktadır, üst lob tutulumu hastalığın ileri dönemlerinde görülmektedir. Bronşektazi yaşla birlikte yavaş ilerleyici seyir göstermektedir, bronşektazi görülme oranı çocuklarda V, erişkinlerde ise 0 olarak bildirilmiştir (6,13). Hastalara tanı anında akciğer grafisi çekilmesi önerilmektedir, akciğer grafisinde de atelektazi, peribronşiyal kalınlaşma, hava hapsi bulguları saptanabilir. (Şekil 1)
Solunum Fonksiyon Testi Bulguları
PSD hastalarında, erken yaştan itibaren solunum fonksiyon testlerinde obstrüksiyon izlenmektedir. Solunum fonksiyonlarının takibi, tedavi yaklaşımı ve prognozun belirlenmesinde önemlidir. Bu nedenle hastaların klinik izleminde 3-6 ayda bir solunum
fonksiyon testlerinin yapılması önerilmektedir (14). Goutaki ve arkadaşlarının çalışmasına göre PSD hastalarında erken yaştan itibaren büyüme ve beslenme durumunun etkilendiği ve solunum fonksiyonları ile güçlü bir şekilde ilişki gösterdiği saptanmıştır (15). PSD hastalarında solunum fonksiyon testlerinde düşme, kistik fibrozis ile karşılaştırıldığında daha yavaş seyirlidir (14). 2019 yılında yapılan bir meta analizde PSD hastalarının ortalama FEV1 değerlerinin 18 yaş altında s-96; 18 yaş üzerinde ise D-79 arasında değiştiği bildirilmiştir (16). Son yıllarda kullanımı artmaya başlayan akciğer temizleme indeksi (LCI) ölçümü, PSD hastalarında erken dönemde FEV1 normal olsa da solunum fonksiyonlarındaki anormalliği saptaması nedeniyle önemli bir yere sahiptir (17).
Primer Siliyer Diskinezi Tanısında Kullanılan Testler
Primer siliyer diskinezi tanısında altın standart tanı yöntemi olmadığından birçok rehber nazal nitrik oksit (NO) ölçümü, yüksek hızlı videomikroskopi incelemesi, immunfloresan boyama, elektron mikroskopik değerlendirme ve genetik inceleme yöntemlerinin birlikte kullanılmasını önermektedir. Ayırıcı tanıda kistik fibrozis, immün yetmezlikler, aspirasyonlar gibi durumların dışlanması önemlidir (11,18,19).
Tarama Testleri
Önceleri tarama testi olarak kullanılan nazal sakkarin testi, standart bir yöntem olmadığından ve testin subjektivitesi nedeniyle tarama testi olarak önerilmemektedir. Bir diğer tarama testi olan mukosiliyer klirens testleri de yanlış pozitiflik oranlarının yüksek olması nedeniyle önerilmemektedir (4,18).
Nazal nitrik oksit ölçümü
PSD hastalarında nazal NO düzeyi sıklıkla düşüktür, bu nedenle Amerikan Toraks Derneği ve Avrupa Solunum Derneği rehberleri nazal NO ölçümünü tarama testi olarak önermektedir (11,19). Nazal NO ölçümü tidal solunum veya nefes tutma manevraları ile yapılabilmektedir. Tidal solunumla ölçülen değerler daha düşük bulunduğundan nazal NO ölçümünün altı yaş üzeri çocuklarda kemiluminesans yöntemi ile ve nefes tutma tekniği kullanılarak yapılması önerilmektedir (11, 20-22). Standart yaklaşımla nazal NO düzeyinin 77 nL/dakika altında ölçülmesinin PSD tanısında duyarlılığı ? ve özgüllüğü ? bulunmuştur (20-22). Kistik fibroziste, nazal polipte, üst solunum yolu enfeksiyonlarında ve sigara içenlerde de düşük nazal NO saptanabilir (1). Nazal NO düzeyi bazı PSD genlerindeki mutasyonlarda (GAS8, STK36, CCDC103, DNAH9, RSPH1, GAS2L2, NEK10, FOXJ1) normal olabilir, bu nedenle klinik bulguları PSD ile uyumlu hastalarda nazal NO normal olması tanıyı dışlamamaktadır (1).
Tanı Testleri
Tanı testleri, motil siliyanın yapısı ve motilitesini değerlendirmeye yönelik yaklaşımları içeren testlerdir. Siliya incelemesinde inferior nazal konkadan alınan nazal örnekler tercih edilir, ancak bronkoskopi yapılmışsa alt hava yolundan da örnek alınabilir. Epitel hücreleri küret, forseps ya da fırça yöntemleriyle alınabilir. Birinci tercih kolay olması nedeniyle nazal fırça yöntemi olmalıdır. Örnek, enfeksiyon döneminden en az 2-4 hafta sonra alınmalıdır (2).
Yüksek hızlı videomikroskopi incelemesi
Avrupa Solunum Derneği PSD şüphesi olan olgularda tanıda yüksek hızlı videomikroskopi incelemesi ile siliya atım frekansı ve atım paterninin değerlendirilmesini önermektedir (11). Normalde solunum yolu siliyalarının atım hızı 37°C sıcaklıkta 11.5–12.9 Hz (5-95 persentil:
7.7 Hz–18.1 Hz) arasındadır (6). Siliya atım anormallikleri statik siliya, yavaş hareketli siliya, anormal dairesel hareket, siliya kıvrımında azalma, hiperkinetik siliya olarak sıralanabilir (1,2).
Bu farklı atım paternlerinin siliya yapısındaki ultrastrüktürel sorunlar ve genetik farklılıklarla ilişkili olduğu bilinmektedir (2). Hava kirliliği maruziyeti, solunum yolu viral enfeksiyonları siliyada özgül olmayan ultrastrüktürel değişiklikler ve fonksiyon bozukluğuna neden olabilmektedir. Farklı zamanlarda yeniden siliya örneklerinin değerlendirilmesiyle, ayrıca hücrelerin biyopsi sonrası ardışık tek katmanlı/süspansiyon sisteminde kültürü yapılarak kazanılmış nedenler dışlanabilmektedir (2,23). Deneyimli merkezlerde yapılan yüksek hızlı videomikroskopi incelemesinin PSD tanısında duyarlılığı 0 ve özgüllüğü ?’dır (24). Bazı genlerdeki patojenik mutasyonlarda (RSPH1, CCDC103, DNAH9, GAS8) yüksek hızlı videomikroskopi incelemesinin normal olabileceği bilinmelidir (1).
Elektron mikroskopi
Elektron mikroskopi ile siliya yapısının incelenmesi Avrupa Solunum Derneği ve Amerikan Toraks Derneği rehberleri tarafından önerilen, tanıyı doğrulamakta kullanılan bir yöntemdir (11,19). Önceleri tanıda altın standart yöntem olarak bilinse de hastaların 0’unda normal elektron mikroskopi bulguları görülmektedir (25). Elektron mikroskopi ile dış dinayn kolu, dış- iç dinayn kolu, mikrotübül organizasyonundaki tam ya da parsiyel defektler saptanabilir. En sık görülen ultrastrüktürel defekt dış dinayn kolu yokluğu veya kısalığı, ikinci sırada ise dış-iç dinayn kolu birlikte yokluğu olarak sıralanabilir (2). Elektron mikroskopide dış dinayn kolu defekti, dış-iç dinayn kolu defekti, iç dinayn kolu defekti ile birlikte olan mikrotübül organizasyonunda bozukluk bulguları PSD için tanısaldır. Bununla birlikte izole iç dinayn kolu defekti, membran blebleri, compound siliya görünümleri sekonder siliyer diskineziyi düşündüren görüntüler olup, hücre kültürü sonrası sıklıkla kaybolmaktadır (2,25,26). Elektron mikroskopi bulguları neksin bağlantı defektleri, santral mikrotübül çifti defektleri, HYDIN, DNAH11, CCDC164, CCDC65, RPGR, OFD1 genlerindeki mutasyonlarda normal olabilir (1,2). Son yıllarda kullanılmaya başlanan kriyoelektron tomografi yöntemi elektron mikroskopiye adapte edilen bilgisayarlı tomografi olup siliyanın üç boyutlu yapısını incelemeye katkıda bulunan ve normal elektron mikroskopiye sahip olgularda tanısal değeri olan bir yöntem haline gelmiştir (27).
İmmunfloresan boyama yöntemi
Siliya yapısındaki anormalliklerin değerlendirilmesinde aksonemal proteinlere karşı gelişen antikorların immunfloresan yöntemle incelemesine dayanır. Avrupa Solunum Derneği, immunfloresan yöntemini ucuz ve kolay olması ve normal elektron mikroskopisi olan olguları da saptayabilmesi nedeniyle önermektedir (1,2,11). Bu amaçla geliştiren farklı antikor boyaları (DNAH5, DNAH9, DNAH11, DNALI1, RSPH4A, RSPH9, RSPH1, GAS8) mevcuttur (1,2).
Genetik inceleme
Avrupa Solunum Derneği ve Amerikan Toraks Derneği, PSD şüphesi olan olgularda genetik incelemeleri önermektedir (11,19). Bilinen genlerde saptanan, bialelik patojenik mutasyonlar veya X’e bağlı geçen tek taraflı mutasyonlar tanıyı doğrulayacaktır, tanıyı kesinleştirmede ise aileye alelik segregasyon incelemesi yapılması önerilir. Şu ana kadar hastalığa neden olan 50’nin üzerinde gen olduğu bilinmektedir ve yeni nesil gen dizileme yöntemi ile e-70 PSD hastasına tanı konulabilmektedir (6,28). Genetik testler klinik bulgular ve diğer sonuçlarla birlikte değerlendirilmelidir. Ancak genetik incelemelerle de hastaların 0’unda hastalığa neden olan patojenik varyantlar saptanamayabilir.
PSD’de genetik mutasyonlar siliya yapısı, atım özelliklerini ve hastanın klinik bulgularını birlikte etkilemektedir. Santral çift (HYDIN), “radial spoke” (RSPH1, RSPH4A, RSPH9), siliya biyogenezini etkileyen çoklu motil siliya (MCIDAS, CCNO) yapısındaki bozukluklar situs anormalliklerine neden olmaz. Dinayn kolunu etkileyen yapısal sorunlarda situs anormallikleri
gözlenir. RSPH1, DNAH9 mutasyonu hafif seyirli klinik tabloya yol açar; CCNO, MCIDAS, CCDC39 ve CCDC40 mutasyonları ise ciddi hastalık ile ilişkili bulunmuştur. Hidrosefali, FOXJ1, CCNO ve MCIDAS mutasyonlarında daha sık izlenir (1,2,29). Şekil 2’de normal siliya yapısı ve Tablo 2’de genotipe göre değişen fenotipik bulgular verilmiştir.
Avrupa Solunum Derneği, PSD kesin tanısını genetik incelemelerde bialelik patojenik mutasyonların saptanması veya anormal elektron mikroskopi bulgularının olması; PSD yüksek olasılıklı tanıyı ise elektron mikroskopisi normal olsa bile düşük nazal NO ve en az üç defa anormal yüksek hızlı videomikroskopi incelemesi veya hücre kültürü sonrası anormal yüksek hızlı videomikroskopi bulguları olarak tanımlamaktadır (11,18, 30).
Primer Siliyer Diskinezi Hastalarının Yönetimi
Genel Yaklaşım
PSD’de şu ana kadar siliya yapısındaki bozukluk ve fonksiyonları düzeltmeye yönelik tedaviler bulunmamaktadır; bu nedenle de uygulanan tedavilerin amacı pulmoner alevlenmeleri önlemek ve hastalığın ilerleme hızını yavaşlatmaktır. Avrupa Solunum Derneği, PSD kesin tanısı ve yüksek olasılıklı PSD tanısı konulan hastaların PSD gibi tedavi edilmesini önermektedir. PSD tedavisi ile ilgili yeterli sayıda randomize kontrollü çalışmalar bulunmadığından tedaviler bozulmuş mukosiliyer klirense yol açan kistik fibrozis ve kistik fibrozis dışı bronşektazilerin tedavilerine göre belirlenmektedir. Hastanın eğitimi, hava yolu temizleme tekniklerinin öğretilmesi tedavinin temelini oluşturmaktadır. Sigara içiminin önlenmesi, hava kirliliğinden korunma, yıllık influenza aşıları ve polisakkarit pnömokok aşıları önerilmektedir. PSD hastalarının izleminde boy, vücut ağırlığı ölçümü, beslenme durumunun değerlendirilmesi ve gerekli önlemlerin alınması, hastalık ilerlemesini ve solunum fonksiyonlarındaki bozulmayı yavaşlatacaktır (1,6,31).
Akciğer hastalığının yönetimi
PSD hastalarının klinik izlemi 3-6 ayda bir yapılmalıdır. Tanı anında akciğer grafisi önerilmektedir, pulmoner alevlenmeler dışında yıllık rutin akciğer grafisi önerilmemektedir. Bronşektazinin erken tanısında yüksek çözünürlüklü bilgisayarlı tomografi önemlidir (1,2).
Solunum fonksiyon testleri 3-6 ayda bir yapılmalı, solunum fonksiyon testlerinden daha önce akciğer sorunlarının saptanmasında katkısı olan akciğer temizleme indeksi (LCI) ölçümü ile de hastalar izlenebilir (1,2).
Balgam kültürü, nazal sürüntü veya orofaringeal sürüntü incelemesi yılda 2-4 defa alınmalıdır. Tüberküloz dışı mikobakteriler açısından yılda bir kültür alınmalı, tedaviye yanıtsız olgularda mantar kültürü alınmalı ve Alerjik Bronkopulmoner Aspergillozis açısından değerlendirme yapılmalıdır (1,2,18).
PSD hastalarında en az günde iki defa olacak şekilde farklı hava yolu temizleme teknikleri önerilmektedir (1,2). Nebulize tedaviler kanıt düzeyi düşük de olsa sekresyonların temizlenmesinde etkili olabilir. Nebulize hipertonik salin PSD hastalarında sıklıkla kullanılmaktadır (6). Ancak erişkin PSD hastalarında hipertonik salin ve izotonik salin uygulamasının karşılaştırıldığı bir çalışmada hastaların solunum fonksiyon testleri, solunum semptomları, balgamdaki inflamatuar sitokinleri ve yaşam kaliteleri arasında anlamlı fark olmadığı görülmüştür (32). Dornaz alfa kullanımı ile ilgili erişkin çalışmasında pulmoner alevlenmelerde artış ve solunum fonksiyonlarında düşme izlendiğinden rutin olarak önerilmemektedir (33). Bu nedenle dornaz alfa kullanımı ve astım tanısı olmayan hastalarda inhale steroid kullanımı önerilmemektedir, benzer şekilde hastalara rutin bronkodilatör kullanımı ile ilgili de yeterli kanıt bulunmamaktadır (1).
Antibiyotik tedavileri; semptomatik enfeksiyonlarda, profilaktik olarak, P. aeruginosa
eradikasyonu ve kronik P. aeruginosa kolonizasyonunda önerilmektedir. Pulmoner alevlenme;
1) Öksürük artışı 2) Balgam miktarı veya renginde değişiklik 3) Nefes darlığında artış olması
4) Düzelmeyen solunum semptomları nedeniyle antibiyotik tedavisi başlanması 5) Halsizlik, yorgunluk, iştahsızlık ya da letarji 6) Yeni gelişen hemoptizi ya da hemoptizi artışı 7) 38ºC üzeri ateş bulgularından üç veya daha fazlasının olması olarak tanımlanmaktadır (34). Antibiyotik tedavileri çocuklarda sık görülen H. influenzae, S. pneumoniae, S. aureus, M. catarrhalis ve daha geç yaşta görülen P. aeruginosa gibi mikroorganizmalara yönelik planlanmalıdır. Asemptomatik enfeksiyonun tedavisi klinisyenin yaklaşımına bağlıdır. Kanıt düzeyi düşük olmakla birlikte mikroorganizmanın ilk izolasyonunda iki haftalık oral veya intravenöz antibiyotik tedavisi önerilmektedir. P. aeruginosa enfeksiyonlarında, KF hastalarında uygulanan inhale kolimisin, tobramisin, gentamisin gibi antibiyotikler ve bazı durumlarda oral antibiyotikler tercih edilebilir (34).
Sık pulmoner alevlenme geçiren PSD hastalarında pulmoner alevlenmeleri azaltmak, solunum fonksiyonlarındaki düşmeyi önlemek ve yaşam kalitesini artırmak amacıyla; profilaktik antibiyotik tedavisi önerilebilir. Bu konuda yapılan ilk randomize kontrollü çalışmada 6 aylık haftada 3 gün Azitromisin profilaksisinin pulmoner alevlenmeleri azalttığı gösterilmiştir (35).
PSD’de yaygın akciğer tutulumu nedeniyle lokalize cerrahi rezeksiyonun başarısı düşüktür; bu nedenle cerrahi genellikle önerilmemektedir. PSD hastalarında cerrahi rezeksiyon; ciddi semptomlara neden olan, sık alevlenmelerle giden, medikal tedaviye rağmen yaşamı tehdit eden hemoptizi ile seyreden lokalize akciğer hastalığında düşünülmelidir. Son dönem akciğer hastalığında akciğer transplantasyonu önerilmektedir (1).
Üst havayolu hastalığının yönetimi
PSD hastalarında kronik rinosinüzit, nazal polipler, tekrarlayan otitis media, işitme sorunları sık görüldüğünden hastaların yılda 1-2 defa kulak burun boğaz uzmanı tarafından değerlendirilmesi ve yılda bir işitme testi yapılması önerilmektedir (1,2,36).
Nazal steroidler, salin ile sinonazal burun yıkama, nazal lavaj ve antibiyotikler kronik rinosinüzit tedavisinde kullanılmaktadır. Medikal tedaviye dirençli olgularda endoskopik sinüs cerrahisi ve nazal polipektomi sinüs drenajını sağlamak için uygulanabilir. Nazal poliplerin tekrarlama riskinden dolayı cerrahi ilk tedavi seçeneği olmamaktadır (1,36).
PSD’de kronik üst hava yolu hastalığında iletim tipi işitme kaybı ve uzun dönemde konuşma gecikmesi görülebilir. Akut otitis media ataklarında uygulanan tedavilerin dışında; cerrahi timpanostomi ve kulağa ventilasyon tüpü uygulaması ile ilgili yeterli veri bulunmadığından önerilmemektedir, uygun hastalarda işitme cihazı kullanılabilir (6,36).
Diğer sistem tutulumlarının yönetimi
PSD tanısı konulan hastalara, tanıdan sonra ekokardiyografi ve karın ultrasonografisi yapılması önerilmektedir (6).
Sağlıklı kontrollere göre PSD hastalarında obstruktif uyku apnesi, dikkat eksikliği ve hiperaktivite daha sık görüldüğünden klinik öyküde sorgulanmalıdır (1).
Sperm immotilitesine bağlı erkeklerde infertilite sık görülmektedir, intrastoplazmik sperm enjeksiyonu ve invitro fertilizasyon ile yardımcı üreme teknikleri umut vericidir. Kadınlarda ise ovumun fallop tüpüne geçiş zamanı uzamıştır, ancak invitro fertilizasyon yöntemi ile hastalar çocuk sahibi olabilmektedir. Bu nedenle erişkin PSD hastalarında fertilite testleri yapılmalıdır (1).
Sonuç olarak; Primer siliyer diskinezide hastalığın farkındalığının az oluşu, hastalığa özgün olmayan semptom ve bulguları, tanısal testlerin zorluğu tanıda gecikmelere neden olmaktadır. Hastaların uzun dönem takiplerinde birçok disiplin tarafından ortak izlem ve yaklaşım önemlidir. Erken tanı ve tedavi, bronşektazi ile giden kronik akciğer hastalığını yavaşlatarak hastaların yaşam kalitesini olumlu yönde etkileyecektir.
Tablo 1: Primer siliyer diskinezide yaşlara göre klinik belirti ve bulgular
|
Yenidoğan dönemi |
• Term yenidoğanda nedeni saptanamayan solunum sıkıntısı, pnömoni (?) • Persistan rinit ve/veya nazal konjesyon (?) • Situs inversus (@-50), heterotaksi () • Balgamlı öksürük (?) • Kompleks konjenital kalp hastalığı • Özofageal atrezi, biliyer atrezi • Hidrosefali |
|
Bebeklik ve çocukluk dönemi |
• Kronik balgamlı öksürük • Kronik pansinüzit • Nazal polip • Kronik sekretuar otitis media, timpanostomi sonrası uzamış otore • İletim tipinde işitme kaybı • Pnömoni • Bronşektazi • Tedaviye dirençli astım |
|
Erişkin dönem |
• Otitis media hikayesi • Kronik pansinüzit • Kronik mukopürülan balgam • Alt solunum yollarında Pseudomonas aeruginosa veya nontuberculous mycobacteria saptanması • İdiopatik bronşektazi • Erkeklerde azalmış fertilite veya infertilite • Ektopik gebelik |
Tablo 2: Primer siliyer diskinezide genetik mutasyonlara göre siliya yapısındaki değişikliklerin sınıflandırılması
|
Siliya Ultrastrükürel Defekt |
Sorumlu Genler |
|
Normal siliya |
DNAH11, CCDC164, CCDC65, RPGR, OFD1 |
|
Dış dinayn kolu |
DNAH5, DNAH9, DNAI1, DNAI2, CCDC114, CCDC151, ARMC4, DNAH1, TTC25, TXNDC3, DNAL1, CCDC103, NME8, DNAH8, DNAH17 |
|
Dış-iç dinayn kolu |
DNAAF1, DNAAF2, DNAAF3, HEATR2, LRRC6, SPAG1, ZMYND10, DYX1C1, C21orf59, CCDC103, PIH1D3 |
|
İç dinayn kolu ve aksonemal organizasyon |
CCDC39, CCDC40, GAS8 |
|
Santral kompleks ve radial spoke |
RSPH1, RSPH3, RSPH4A, RSPH9, HYDIN, DNAJB13, SPEF2, STK36, CFAP221 |
|
Siliya yokluğu veya azlığı |
CCNO, MCIDAS |